|
|
|
 |
| |
askevim.net'te iyi eğlenceler.. |
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Kırmızı Gül Demet Demet Türküsü |
|
Kırmızı gül demet demet,
Sevda değil bir alamet,
Balam nenni, yavrum nenni
Gitti gelmez ol muhannet
Şol revanda balam kaldı,
Yavrum kaldı, balam nenni...
Nenni ya! Nenni ki nenni!. Yavrum nenni! Bir demet
kırmızı gülle
gelen nenni!. Nasıl oluyor derseniz, türkünün dilini
açmak gerek...
Varıp sormak gerek türküye : ''Ey türkü nedir bu
demet demet kırmızı gül ve de nenni!. Yavrum
nenni... Balam, nenni''. Bu demet demet gül hem de
kırmızısından, sevgiliye duygu mu taşıyor? Neden
kırmızı gül de kır papatyaları değil? Şöyle sarılı
beyazlı, düz sarılı, öküz gözü gibi, kırdan
toplanmış papatyalar değil de, demet demet kırmızı
gül? Onların sevgi dili yok mu?. Onlar duygu simgesi
gül kat... Ama bir tek!. Benim tek gülümsün,
gönlümdeki yerin kır çiçekleri kadar engin, kır
çiçekleri kadar zengin ve doğal, demiş olmazmısın?
Ama senden iyisini bilecek değiliz ya!. Kırmızı gülü
seçmişsin sen. Hem de demet demet...
Ha bir de 'balam' meselesi var! Yavrum diyorsun...
'Nenni' diyorsun 'Gitti gelmez' diyorsun. Yoksa bir
ananın balasına, yavrusuna çağrısı mı bu? Şol
Revan'da kalan balası üstüne mi söylenmiş?. REVAN,
bugünkü adıyla ERİVAN, yani günümüzde Ermenistan'ın
başkenti... Türkümüze konu olan olayın geçtiği zaman
ise, büyük olasılıkla 17. yüzyıl sonrası... Neden
derseniz, REVAN Osmanlının önemli bir ticaret
merkezi o zamanlar. Ama bir ara elden çıkmış,
Safeviler işgal etmiş. Yıl 1635. Dördüncü Murat
ikiyüzellibin kişilik bir orduyla REVAN seferini
düzenlemiş. Sekiz ay, yirmi dokuz günlük kuşatma
sonunda, REVAN yeniden Osmanlı topraklarına
katılmış. Eskisi gibi kervanlar gider gelir olmuş.
Mal götürüp, mal getirmişler... Memet de gidip gelen
kervancılardan birisi... Anasının da tek 'balası'...
Tek oğlu!. Erzurum yöresinde üç beş dönümlük
tarlalarını ekip dikiyorlar... Yetiştirdikleri ürünü
de kervana katıp, REVAN'da satıyor Memet... Memet de
Memet hani... Karayağız bir delikanlı... Taşı tutsa,
suyunu çıkaracak kadar güçlü. Bir de alışkanlığı var
Memet'in. Her akşam tarla dönüşü, bahçelerden
derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına..
Anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül
demeti... Sevgi saygı simgesi. Gülleri evinin
duvarına asıp kurutuyor ana... Onlara baktıkça
oğlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa.
Gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş
demetinde ananın. Rüyaları hep Memet üstüne... REVAN
yollarını düşlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmış
görüyor kervanı. Kanter içinde uyanıyor. hayra
yormaya çalışıyor. Kimi geceler de toza dumana
katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz
bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. Bir hortum,
yutuyor kervanı. Koca kervan döne döne göğe
çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de
insan kalıyor. Memet'i arıyor gözleri. Kara yağız,
kaytan bıyık Memet, ellerini uzatıyor anasına. 'Tut
ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasının elleri
boşlukta kalıyor. Sözün kısası günü gelip de kervan
REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor.
Kervanın dönüşünü dört gözle bekliyor.
Bazen kışın yola saldığı oğlu yazın dönüyor .Bazen
de tersi oluyor . Kervanın dönüşü, bayram gibi! Kimi
kocasını, kimi yavuklusunu karşılıyor. Kimi analar
da oğlunu. Sarılıp, ağlayanlar, sevinç gözyaşı
dökenler. Yemen seferinden döner gibi. Gerçi savaş
dönüşü değil ama; hastalığı sağlığı var... Karı var,
ayazı var!. Bir de salgın hastalık söylentisi
yayılmış. Veba hastalığı kırıp geçiriyor ortalığı.
İlkin bir ateş sarıyor bünyeyi. Kusma, iltihap, baş
dönmesi. En sonunda da sayıklama. Artık kurtuluşu
yok. Sayıklaya sayıklaya götürüyor insanı. En erken
üç gün. En geç yedi gün içinde başlıyor sayıklama...
Kurduğu tüm dünya yok oluyor bir anda insanın.
Sevgiliye özlem, alınan armağanlar. Söylenecek güzel
sözler. ''Sensiz olamam. Sen benim her şeyimsin.
Güne seninle başlıyorum. Seninle bitiyor gecem.
Zaman yitirmemek gerek demiştin. Oysa günler su gibi
geçti. Ne bir ses; ne bir nefes. Düşlerdeki yerin
hariç. Oysa seninle her şeye yeniden başlayacaktık.
Öyle demiştik. ''Yaşam o kadar kısa ki; hiç zaman
yitirmek istemiyorum seninle olmak için''. Bunları
sen söylemiştin. Sıcaklığın avuçlarımdaydı. Kuytu
bir sokak arası mıydı?. Yoksa aşıklar yoluna girişte
miydi? Bir tek gözlerin kalmış belleğimde. Bir de
kuşların bitmeyen şakımaları. Ne de güzel batmıştı
güneş. Alaca ışığın, alaca karanlığa dönüştüğü an.
Akşam güneşinin, yavaş yavaş yok oluşu muydu güzel
olan?. Yoksa alaca ışığın, alaca mutluluğa dönüştüğü
an mıydı en güzeli. Bahar mı kokuyordu saçların.
Yoksa gerçekten bahar günleri miydi? İşte böyle
sevgili. Ben şimdi senden uzak. Seni sayıklıyorum.
Ellerini tutabilsem yeniden. Yüzüme dokunsa saç
tellerin. Ama ne gezer!. Kuytulardan kaybolmayı
severim demiştin. Aniden yok oluyorsun düşlerimden.
Ellerim boşta kalıyor. Hem anamın hıçkırığı niye.
Uzattığım ellerimi tutsa ya! Ateşler içindeyim.
Bildiğim türküleri mırıldanıyorum; yokluğunuzda.
Gurbet elde baş yastığa gelende,
Gayet yaman olur işi garibin,
Gelen olmaz giden olmaz yanına,
Bir çalıdır mezar taşı garibin.
Bir çalının dibine gömüyorlar Memet'i. Söylenecek
sözleri, sevgiliye, anasına özlemiyle birlikte
örtüyorlar üstünü. Kara toprak alıyor bağrına.
Gençmiş... Sevenleri varmış... Anası yavuklusu yol
gözlüyormuş. Ecel bu! Kimini sele, kimini yele
verir. Memet'i de Revan'da vebayla yakalıyor.
Sayıklaya sayıklaya gidiyor Memet. Kucak dolusu
kırmızı güller elinde kalıyor. Sevgiliye özlemi de
dilinde!. Artık bir çalıdır mezar taşı Memet'in!.
Bir tek Memet değil vebaya teslim olan. Kervanın
çoğu kırılıyor. Sahipsiz mezar oluyor Revan ' da.
Kalanlar perişan. Utangaç. Yaşıyor olmaktan
utanıyorlar sanki... Sanki ölenlerin sorumlusu
ölmeyenlermiş gibi... Ağır ağır Erzurum'a giriyor
kervan. Analar, bacılar, sevgililer, oğullar,
eşler... Meraklı gözlerle karşılıyor kervanı.
Aradığını bulan sarmaş dolaş. Gözyaşları
hıçkırıklara karışıyor. Aradığını bulamayanlar, ilk
rastladığına soruyor. ''Oğlum Memet'im nerede.
Birlikte çıktınız kervana. Nerede kaldı''. Sen sen
ol da gel yanıtla. "İlkin kusma başladı. Sonra da
bir ateş. En son sayıklama başladı. Tüm sevdiklerini
bir bir sıraladı. Titreye titreye sayıkladı. Yedi
gün dayandı Memet. Sonra... Sonra bir çalının dibine
gömdük onu''. Gel de söyle bunu. Söyleyebil!. Hem de
anasına... O ana deli olup dağlara düşmez mi?.
Avuçlarını göğe açıp ol tabipten medet dilemez mi?.
Kırmızı gülden merhemlik istemez mi?. Karayağızın
güzeli oğlunu, canından parçayı alıp götüren ölüme,
ilenmez mi? Ölümün hepsi kötü. Ana, baba, anneanne,
dede. Hepsi kötü. Dün var olan... Soluyan, nefes
alan; nefes veren. Bir anda yok artık. Yerinde
yeller esiyor. Şekli şemali, son sözleri, yavaş
yavaş yok oluyor. Belleklerden siliniyor. Yaşlı
ölümü neyse ne! ''Öldü de kurtuldu" diyor insan. Ya
gencecik ölümler. Muradı gözünde gidenler. Anadır,
alıyor veriyor. veriyor alıyor. Oluru yok. Diline
kırmızı gülleri doluyor. Ol tabipten medet diliyor.
Olmuyor. Ver elini dağ yolları. Dilinde türküsü.
Gönlünde oğlunun hayali. Deli olup dağlara düşüyor.
O'nu son görenler elinde bir demet kırmızı gül,
dilinde ''Kırmızı gül demet demet. Sevda değil bir
alamet Şol Revan'da balam kaldı. Yavrum kaldı''...
diye diye haykırdığını söylediler.
Kırmızı gül demet demet
Sevda değil, bir alamet
Balam nenni, yavrum nenni,
Gitti gelmez ol muhannet,
Şol Revan'da balam kaldı,
Yavrum kaldı,
Balam nenni,
Kırmızı gül her dem olmaz,
Yaralara merhem olmaz
Balam nenni,
Yavrum nenni,
Ol tabipten derman gelmez
Şol Revan ' da balam kaldı,
Yavrum kaldı,
Balam nenni.
Kırmızı gülün hazanı,
Ağaçlar döker gazalı,
Karayağızın güzeli
Şol Revan ' da balam kaldı,
Yavrum kaldı,
Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler 2
İstanbul, 2001 |
|
|