Bir meseleyi halletmek, bir yolsuzluğu soruşturmak, bir haksızlığın önüne geçmek için ne gerekirse yapılıp söylenmelidir. Bu sırada kabahati olan varsın tedirgin olsun, alınıp telâşa kapılsın.
Allah
bir kapıyı kapatırsa ötekini açar.
İşi büsbütün bozulan, bir çıkmaza düşen insan
karamsarlığa kapılıp Yüce Allah`tan umut
kesmemelidir. Çünkü Allah rahmetini esirgemez,
O`nun rahmeti boldur. Allah hiç umulmadık bir
anda bir sebep yaratır ve çare gösterir, bize
iyi imkânlar sunar. Yeter ki O`na inanıp
güvenelim, O`ndan umut kesmeyelim.
Allah dağına göre kar verir
(verir kışı).
Yüce Allah, her kuluna kaldırabileceği ölçüde
yük, sıkıntı verir. Bu kimine az, kimine çoktur.
Herkesin dayanabileceği kadardır.
Allah doğrunun yardımcısıdır.
Yüce Allah, insanlara neyin eğri, neyin doğru
olduğunu kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla
göstermiştir. Onun yap dediğini yapan, yapma
dediğini yapmayan doğru yoldadır. Onun
istediklerini yerine getiren, haram kıldığı
şeylerden kaçınan, onu bunu aldatmayan, yalan
söylemeyen, doğruluktan sapmayan kişiye Allah
yardım eder; o kişi her işte başarı sağlar,
kötülük görmez, zarara da uğramaz. O hâlde
doğruluktan şaşmamalıdır.
Allah gümüş kapıyı kaparsa
altın kapıyı açar.
İşleri kötü giden kişi Allah`tan umut
kesmemelidir. Rahmeti bol olan Yüce Allah,
kimseyi rızksız koymaz. Allah`ın bir sebeple
bizi içine düştüğümüz kötü durumdan çıkarıp,
daha iyi ve güzel bir duruma kavuşturacağına
inancımız tam olmalıdır.
Allah`ın bildiği kuldan
saklanmaz.
Bütün insanlar, yaptıkları her şeyden
yaratıcıları olan Allah`a karşı sorumludurlar.
Allah, kullarının ne yaptıklarını, ne
düşündüklerini ve kalplerinden geçenleri bilir.
İnsan, eğer bir suç işlemişse, bu suçundan
dolayı önce Allah`tan korkmalı ve utanmalıdır.
Çünkü, hiçbir şeyin kendisine gizli olmadığı
Allah, onun suç işlediğini biliyordur. Bunu
gizlemek, o suçu ortadan kaldırmaz. Öyle ise onu
kuldan niçin saklamalıdır?
Allah kulunu kısmeti ile
yaratır.
Her insan dünyaya rızkı ile gelir. Allah, onu
mutlaka bir geçim yoluna ulaştırır; bu yol zor
ya da kolay olabilir. Yeter ki insanlar
birbirinin rızkına el uzatmasınlar.
Allah sabırlı kulunu sever.
Acı, yoksulluk, haksızlık ve hastalık gibi üzücü
durumlar karşısında ses çıkarmadan, olacak veya
gelecek bir şeyi telâşa kapılmadan bekleme
erdemidir sabır. Bu, insanın sahip olabileceği
en değerli huylardandır. Böyle kimseler
dayanıklı olur, güçlüklere göğüs gerer,
kötülükleri kolay savar, sıkıntıları çabuk
atlatır. Cenab-ı Hak da böyle kullarını sever.
Öyleyse bu sevgiye lâyık olmak için sabırlı
olmaya gayret etmeli insan.
Allah sağ eli sol ele muhtaç
etmesin.
Birine muhtaç olup ondan bir şey istemek,
istediğinin yerine gelmediğini görmek insana çok
ağır gelir. Bu yüzden bir de hakarete uğramak,
hele en yakınından böyle bir tavır görmek insanı
kahreder. Bu sebeple “Allah`a, bizi en
yakınımıza dahi muhtaç etmesin” diye dua etmeyi
bir görev bilir insan.
Allah`tan umut kesilmez.
Allah, kendisine inananları güç durumda
bırakmaz. En umutsuz anlarında bile bir sebep
yaratıp onları sevindirir, işlerini yoluna kor,
durumlarını düzeltir. Bu bakımdan Müslümanlar en
kötü ve umutsuz durumlarında bile karamsarlığa
düşüp yalnızlık korkusuna kapılmazlar. Yüce
Allah`ın onlara lütufta bulunacağına, onları
koruyacağına gönülden inanırlar.
Allah uçamayan kuşa alçacık
dal verir.
Kiminin gücü az, kiminin yeteneği sınırlıdır.
Allah, bu insanlara da durumlarına göre imkânlar
verir; kolaylıklar gösterir; onların da bir
hayat düzeni kurmalarına, geçim yolu bulup
barınmalarına yardım eder.
Almadan vermek, Allah`a mahsus
(yaraşır).
Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ama ihtiyaç
sahiplerinin muhtaç olduğu tek varlık, şanı yüce
olan Allah`tır. Karşılık beklemeden yardım
yapmak sadece ve sadece Allah`a mahsustur. Bu
sebeple insanlar yardımlaşırken bir karşılığı
gözetirler. Bir şey verirken almaya gereklilik
duyarlar. Öyleyse siz başkasına yardımcı olunuz
ki, başkası da size yardımcı olsun.
Almadığın hayvanı kuyruğundan
tutma.
Hiçbir zaman alamayacağın bir mala alacakmış
gibi, yapamayacağın bir işe yapacakmış gibi,
yanında çalıştıramayacağın bir kişiye
çalıştıracakmış gibi yakın ilgi gösterme. Bu,
karşı tarafa boş yere umut vermek olur ki, doğru
bir hareket değildir.
Alma mazlumun âhını, çıkar
âheste âheste.
Zalim olma, kötülük yapıp da can yakma. Yoksa
mazlumların bedduasını alır, yaptığın
kötülüklerin cezasını feci şekilde çekersin.
Altın anahtar her kapıyı açar.
Para güçlü bir araçtır. Paranın halledemeyeceği,
ortadan kaldıramayacağı engel ya da mesele yok
gibidir. Çünkü insanlar çıkarlarına, nefislerine
düşkündürler. Bu düşkünlük onları zayıf bırakır.
Para da bu zayıf insanları kolayca elde eder.
Dolayısıyla karşılığını para ile ödediğinizde,
insanlar pek çok engeli önünüzden kaldırır;
istediğiniz şeyi kolayca elde edersiniz.
Altın eli bıçak kesmez.
1. Zengin kişi para ile pek çok meselesini
halleder, paranın gücü sebebiyle ona zarar
vermek zorlaşır. 2. Hünerli, işinin ehli kimseyi
hayat zorlukları kolay kolay etkileyemez. Bir an
zorluklar onu sarssa bile, o yılmadan çalışır;
işlerini yoluna kor ve hayatını sürdürür.
Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç
olur.
Ne varlığa, ne makama güvenmemeli; hiç kimseye
yukarıdan bakılmamalıdır. Gün gelir insan
elindeki varlığı yitirip yoksullaşabilir, bir
zamanlar kendisinden daha yoksul olan bir kişiye
muhtaç olabilir. Mevkisini de kaybedebilir ve
kendisinden daha önce altta olan insanların
emrinde çalışmaya mecbur kalabilir.
Altın yere düşmekle pul olmaz.
Yetenekli, dürüst ve değerli bir kişi bulunduğu
yüksek yeri (makam-mevki) yitirip önemsiz bir
yerde bulunmak zorunda kalsa bile değerinden bir
şey kaybetmez.
Altı olur, yedi olur, hep
Allah`ın dediği olur.
İnsanoğlu ne tür hesaplar ve plânlar yaparsa
yapsın, ne tür ihtimalleri göz önüne alırsa
alsın, sonuçta Allah ne dilemişse o olur. Bunun
için “takdir, tedbiri bozar” demişlerdir.
Aman diyene kılıç kalkmaz
(Eğilen baş kesilmez).
Yiğitliğinize, mertliğinize güvenerek teslim
olan kişi size sığınıyor; canının da sizin
tarafınızdan korunmasını istiyor demektir. Böyle
bir durumda ona kötülük yapmak ya da onu
öldürmek doğru değildir. Aksi bir tavır insanlık
dışı bir hareket olur, meğer ki sığınan kişi
düşman bile olsa.
Ana evlâdını atmış, yar
başında tutmuş.
Biliriz ki, çocuğu en fazla seven, ona en fazla
emeği geçen, onu en fazla koruyan, onunla en
fazla bütünleşen genellikle annedir. Bu sebeple
ona ne kadar kızarsa kızsın, ondan ne kadar
nefret ederse etsin, bu durumunu devamlı
sürdürmesi düşünülemez. Çocuğun tehlikeye
düştüğü bir anda, annelik içgüdüleri harekete
geçer ve onu korumaya çalışır.
Ana gibi yâr, Bağdat gibi
diyar olmaz.
Şehirler içinde Bağdat öteden beri güzel, önemli
ve gözde şehirlerden biridir. İnsanı kendine
çeken, pek çok şehirde bulunmayan özelliklere
sahiptir. Annenin de diğer insanlar içinde
ayrıcalıklı bir yeri vardır. Onun kadar çocuğunu
seven, çocuğuna gönülden bağlı bir yakın, bir
dost yoktur insanlar içinde. Ne zaman başımız
dara düşse hemen o koşar, elimizden tutmaya o
çalışır.
Anlayana sivrisinek saz,
anlamayana davul zurna az.
Kimi meseleleri üstü kapalı, bazı ipuçları
vererek şöyle bir anlatmak zorunluluğu hasıl
olur. Anlayışlı kimseler bu tür konuşmadan ne
denmek istendiğini kolayca anlarlar. Ama
kavrayışı kıt kimseler ne kadar açık anlatılırsa
anlatılsın, ne kadar tekrar edilirse edilsin ne
denmek istendiğini bir türlü anlayamazlar.
Araba devrilince (teker
kırılınca) yol gösteren çok olur.
İnsanlar her nedense her şey olup bittikten,
işler bozulduktan, ortaya kötü bir sonuç
çıktıktan sonra “niçin böyle yaptın, şöyle
yapsaydın, bu yolu tutmalıydın” gibi sözler
söylemeyi alışkanlık edinmişlerdir. Önemli olan
yapma biçimindeki yanlışlığı, tutulan yoldaki
tehlikeyi önceden görmek ve uyarıda bulunmaktır.
Araba ile tavşan avlanmaz.
Hemen her iş ayrı bir araç, yol ve yöntemi
gerekli kılar. Başarıya ulaşılmak isteniyorsa o
iş için uygun olanlar seçilmelidir. Eğer bunun
dışına çıkılırsa başarıdan söz edilemez.
Arabanın ön tekeri nereden
geçerse arka tekeri de oradan geçer.
1. Büyükler nasıl bir davranış veya yaşayış yolu
tutmuşlarsa çocuklar da onları taklit eder,
onların izinden gider. 2. Yönetenlerin tavır
biçimi, zamanla yönetilenlere geçer.
Ar dünyası değil kâr dünyası.
1. Yaptığı iş eğer namusuna dokunmuyor, onurunu
zedelemiyorsa geçim için şu ya da bu işi yapmalı
insan; utanıp sıkılmadan para kazanmalıdır. 2.
Kimi insanlar vardır ki, namus ve onur denen
değerleri bir tarafa fırlatmış, çıkar için her
türlü işi yapmaktadırlar.
Arı bal alacak çiçeği bilir.
Bazı kimseler, açıkgöz insanlar ve işinin uzmanı
olanlar, çıkar sağlayabilecekleri, kazanç elde
edecekleri yerleri gayet iyi bilirler.
Arı, kızdıranı sokar.
Hiçbir insan durup dururken çoklukla birinin
canını yakmaz. Kişi ancak kendisini kızdırıp
bunaltana, sataşıp ilişene, kötülük yapana karşı
ister istemez eyleme geçer; saldırır ve zarar
verir.
Arık öküze bıçak çalınmaz.
Güçsüz, zayıf, kendisini zor ayakta tutan
kimselerden yararlanmaya çalışmak, onlara eziyet
edip çile çektirmek doğru değildir; bu
yiğitliğin ve insanlığın şaşına yakışmaz.
Arpa eken buğday biçmez.
1. Kötü bir davranışta bulunan insan iyilik
göremez. 2. Yapmaya çalıştığı işin üzerinde
lâyıkıyla durmayan ondan iyi sonuç alamaz.
Arsızın yüzüne tükürmüşler, “yağmur yağıyor”
demiş.
Arsız insan kişiliğini, saygınlığını, utanma
duygusunu yitirmiş insandır. Dolayısıyla o ne
kadar ağır hareket görse, söz işitse yine de
aldırış etmez; pişkinliğe vurup iyi bile
karşılar.
Arslan yatağından (yattığı
yerden) bellidir (belli olur).
İnsanların kişilikleri ile sürekli bulundukları
yerler arasında bir özdeşlik kurmak mümkündür.
Bir kimsenin kişiliği çalıştığı iş yerinin
niteliğinden; yatıp kalktığı evin temizliğinden,
düzeninden anlaşılır.
Asil azmaz, bal kokmaz
(kokarsa yağ kokar, çünkü aslı ayrandır).
Kendine has özellikleri bulunan bir nesne ne
denli biçim değiştirirse değiştirsin, aslî
özelliğini yitirmez. Bu durum insan için de söz
konusudur. Soylu bir aileden gelen insanlar ne
denli büyük bir sarsıntı geçirirlerse
geçirsinler, bayağı bir duruma düşüp
yozlaşmazlar; soyluluklarını yitirmezler. Ama
mayalarında kötülük, noksanlık bulunan kimseler
için böyle bir şeyden söz edilemez; onlar eninde
sonunda bir açık verirler, olumsuz yanlarını
dışa vururlar.
Aslını inkâr eden (saklayan)
haramzadedir.
Bir insan çarpık bir ailenin üyesi olabilir;
yoksul, eğitim görmemiş kaba bir aileden
gelebilir. Bu durumunu birilerinden saklamak ve
onlara karşı bir utanç kaynağı olarak görmek son
derece yanlıştır. Çünkü insan, böyle bir aileden
gelmekle değersiz olamaz. Kendisini değerli ya
da değersiz kılmak kendi elindedir. Böyle bir
tavrı da ancak zayıf karakterli insanlar
gösterebilir ya da bu tavır ancak piçlere
yaraşır.
Âşığa Bağdat sorulmaz (ırak
değildir).
Kim ki bir şeyi elde etmek ister, ona taşkın bir
kavuşma isteğiyle yanıp tutuşur, o kimseye zor
şartlar ağır gelmez; o, her türlü çabayı
gösterir; her türlü fedakârlığa katlanır.
Âşık âlemi kör, dört yanını
duvar sanır.
Aşk duygusuyla dolup taşan kişi, bu derin
sevginin etkisiyle ne yaptığını bilemez; hoşa
gitmeyecek davranışlarda bulunur, sanki
bilincini kaybetmiş gibidir; yapıp ettiklerini
kimse bilmez, görmez ve söylediklerini kimse
işitmez sanır.
Aşını, eşini, işini bil.
Doğru, düzgün, sağlıklı, mutlu ve verimli bir
hayat mı yaşamak istiyorsun? O hâlde yiyeceğine
dikkat et, temiz ve helâl ye. Eşini ve
arkadaşını iyi seç, kötülerden uzak dur. Bir iş
edin, edindiğin işe sahip çık, onu lâyıkıyla
yap.
Aş taşınca kepçeye paha olmaz.
Kimi değersiz görülen, bir kenara atılmış
bulunan araçlar bir zaman gelir gerekli olurlar;
bir zararı önlemeye yararlar. İşte o zaman
değerleri birden bire artar, kıymet biçilemez
olurlar.
At, adımına göre değil,
adamına göre yürür.
Bir atın yürümesi ya da koşması, doğrudan
sırtındaki binicisinin yönetimine bağlıdır;
binici ne isterse onu yapar; koşar, durur ya da
yavaş gider. Bir işin akışı da böyledir. İşin
sonucu, verimli yahut verimsiz oluşu, o işi
yapanın bilgi, beceri çaba ve tutumuna bağlıdır.
Ata eyer gerek, eyere er
gerek.
Çıplak ata binmek oldukça zordur. Ata binmeyi
kolaylaştıran eyerdir. Ancak bu yeterli
değildir. Atın üzerinde oturacak kimse eyerin
hakkını vermeli ve başarılı olmalıdır. Bunu da
ancak yiğit olan yapar. Bir iş için de durum
bundan farklı değildir. Yapılan işten verim
alınmak isteniyorsa, önce işte kullanılacak
araçlar sağlanmalı; sonra da iş ve araçlar işini
iyi bilen, bunları kullanabilecek birine teslim
edilmelidir.
Atanın (babanın) sanatı oğula
mirastır.
Çocuklar küçük yaşlarda öncelikle babalarının
yaptıkları işlerle ilgilenirler. Babanın oğulla
yakın ilişkisi, çocuğun giderek babasının
yaptığı işi öğrenmesine yol açar. Baba da bunun
için özel bir çaba sarf etmişse, çocukta, bu işi
öğrenme yolu kalıcı olur. Büyüyünce kendisi de
bu sanatla uğraşır, geçimini bu yolla sağlamaya
çalışır.
Atasını tanımayan Allah`ını
tanımaz.
Ana-babaya değer vermek, onlara saygı-sevgi
göstermek, onlara dar günlerinde yardımcı olmak,
onlara “öf” bile dememek Yüce Allah`ın
buyruklarındandır. Bu buyruklara itaat etmeyen,
ana-babaya gerekli ilgiyi göstermeyen, onlara
karşı gelen bir kimse Allah`a da karşı geliyor
demektir.
At binenin (iş bilenin), kılıç
kuşananın.
1. Kim ki bir işi beceriyor, bir şeyi
kullanıyor, bir şeyden gerektiği gibi
faydalanıyor, o şeye sahip olmalıdır; en uygunu,
yakışanı da budur. 2. Kim ki başkasının
yararlanmadığı, yararlanmasını bilmediği bir
şeyi elinde tutuyor ve ondan yararlanıyorsa, o
şey, mal sahibinden çok onun sayılır.
At binicisini tanır (bilir).
Emir altında çalışan kişi, kendisini yönetenin
işten anlayıp anlamadığını, ne isteyip
istemediğini, hangi olay karşısında nasıl tavır
takındığını bilir; işini de ona göre yapar ve
yürütür.